14 Kasım 2012 Çarşamba

Seyit Rıza / Seyd Rıza / Pir Sey Rıza

Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim,
Bu bana dert oldu.
Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim,
Bu da size dert olsun. 
Seyit Rıza
1863 yılında (doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor.) Tunceli (Dersim) vilayeti, Ovacık ilçesi, Lirtik köyünde dünyaya gelmiş. 18 Kasım 1937 yılında, Elazığ’da (Elaziz) idam edilerek yaşamına son verilmiştir.

1937’de idam edildiğinde, 75 yaşından küçük olmadığı ve 80’in üzerinde olduğu söylenir. İlerlemiş yaşı, yasalara göre idamına engeldir. Yaşı küçültülür ve öyle idam edilir. Seyit Rıza’nın yaş küçültme davasında şöyle bir olay yaşanır:
Muhundulu Seyit Uşen (Hüseyin Doğan), Seyit Rıza’nın yaşını belirleme davasında tanıktır. Tanık, Seyit Rıza’nın yaşının (yaşının idamı sağlayan yaştan) küçük olduğunu iddia eder. Dava yargıcı, yaşı küçültülen Seyit Rıza’ya, tanık beyanına bir itirazının olup olmadığını sorar. Seyit Rıza, bu işlemin bir formalite olduğunu anlar, yargıca şu düşündürücü yanıtı verir:

- Tanık, benim büyük oğlumdan iki yıl küçüktür. Oğlumdan küçük biri yaşımı belirler ve de yasa bunu kabul ederse, benim itirazım olmaz.

Seyit Rıza Dersim’in ileri gelenlerinden Seyid İbrahim’in oğludur. Şex Hesenan aşiretinin, yukarı Abbasan koluna mensuptur. Şex Hesenan aşiretinin atası Şex Hesen olduğu için aşireti de aynı isimle anılmıştır. Şex Hesen’in türbesi Malatya’nın Arapgir ilçesinin Gîkeyîk köyündedir. Babası Seyid İbrahim’in ölümünden sonra Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyüne yerleşmiştir.
Yumuşak tavrı, bilge sözleri, olayları soğukkanlılıkla halledişi, ona halk tabakasında ekstra saygınlık kazandırmış. “Reyber” (yol gösteren) ve “Bava” (hikmet sahibi) “Rıza Reyber” veya “Lace Bavi” gibi değişik isimlerle anılır olmuştur. Kısa sürede, acılı yaşamın bu diyarında mistik umarın aranan simgesi olmuş. Ünlü aşiret reisi Diyab Ağa’nın kızı ile evlenmesi, güvenirliği yanında ününü daha da pekiştirmiştir. Seyid Rıza’nın 3 oğlu; 1. Şeyuşen, 2. Şıx Hasan, 3. Bava (Baba)’dır.

Koçgiri Hareketi”nin Devletten kaçan iki lideri Alişêr ve Nuri Dersimi, Seyid Rıza’ya sığınırlar. Seyit Rıza’da Dersim aşiret geleneğinden taviz vermeyerek kendisine sığınanları Devlete teslim etmez. Bu iki ismi sonuna dek, kellesi pahasına korur. Onu, Dersim aşiretleri lideri durumuna getiren bu dürüstlüğü, mertliği ve güvenirliliğidir. Nuri Dersimi, Seyid Rıza’dan “saygın bir yurtsever” diye söz eder.

Başından itibaren otoritesini kuramadığı Dersim'i ezmek, politik ilhak sürecinde Kemalist burjuvazinin stratejik hedefini oluşturuyordu. Bölge bölge bütün isyan ocakları söndürülerek, Dersim etrafındaki çember daraltıldı. TC. bütün güçlerini Dersim'i imha etmeye seferber etti. 1936'da Mustafa Kemal Atatürk meclisin açılış konuşmasında; "Dâhili işlerimizden en mühim bir safra varsa o da Dersim meselesidir" diyerek, “ezilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalıdır” diyordu.

02 Ocak 1936'da yürürlüğe giren Tunceli Kanunu’yla Dersim'in adı Tunceli olarak değiştirildi. General Abdullah Alpdoğan Dersim'e vali, kumandan ve 3. Umum Müfettişi olarak atandı. Alpdoğan'ın Dersim üzerinde her türlü tasarrufa yetkisi vardı. Alpdoğan, sıkıyönetim ilan etti. Dersim'e asker yığarak öldürmelere ve idamlara başladı. Dersimliler’de bu hareket karşısında, Seyit Rıza önderliğindeki direniş bağlarını güçlendirdiler.
Türk devleti kuvvetleri 1937 İlkbaharı’ndan tanklarla toplarla, uçaklarla saldırıya geçtiler. Tarihin en büyük katliamlarından birini gerçekleştirmeyi başardılar. Kendi saflarında yer alıp, Seyit Rıza güçlerine karşı çarpışan aşiretleri bile katliama uğratmaları yapılan soykırımın düzeyinin ifadesidir. Savaşta yenemeyeceğini anlayan Türk birlikleri, hileye başvurarak görüşmek için Erzincan'a çağırdıkları Seyit Rıza’yı 15 Eylül 1937'de tutukladılar. 1938 yılında tekil ayaklanmalarla devam eden direniş tam bir katliamla sonuçlandı ve 60 bin Dersimli katledildi. On binlercesi sürgün edildi. Yüzlerce genç kız, kadın, namusunu teslim etmemek için kendilerini kayalıklardan, Munzur'un suyuna attılar. İhanet hançeri bu direnişte de boş durmadı. Seyit Rıza’nın yeğeni Rayber, General Alpdoğan'ın talimatıyla, Koçgiri ve Dersim ayaklanmasının kahraman önderi Alişer ve eşi Zarife'yi alçakça bir oyunla öldürüp, başlarını keserek bir çuval içerisinde General Alpdoğan'a teslim etti. Seyid Rıza’nın ailesinin çoğu 1938 Dersim isyanında öldürüldü.

Seyid Rıza’ya Erzincan Valisi’nden isteklerinin kabul edileceği haberi ulaşır. İki arkadaşı ile birlikte Erzincan yoluna düşen Seyid Rıza Fırat nehri üzerindeki köprüden geçtikten sonra köprünün karşı tarafında (Mutu) askerler tarafından iki arkadaşıyla birlikte 05 Eylül 1937’de tutuklanır. Seyid Rıza ve 71 yurtsever Elazığ'da yargılanır. Mahkeme heyeti 11 kişi hakkında idam kararı verir ama çok yaşlı oldukları gerekçesiyle 4'ünün cezası 30 yıla indirilir.

Seyid Rıza, Seyid Rıza'nın oğlu Resik Hüseyin, Şeyhan aşireti reisi Seyid Huşen, Yusufan aşireti reisi Kamer'in oğlu Fındık, Demenan aşireti reisi Cebrail'in oğlu Hasan, Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan, Mirza Ali'nin oğlu Ali hakkında verilen idam kararları 15 Kasım'da apar topar infaz edilir. Seyid Rıza ile isyanın önderi konumundaki 11 kişi 18 Kasım 1937’de Elazığ’ın Buğday Meydanı’nda asılırlar. Seyid Rıza’nın cesedi ise sonradan bir ziyaret yeri olmasını önlemek maksadı ile yakılır, külleri de bilinmeyen bir yere gömülür.
Beni asmaya mı geldin?

Dönemin Emniyet Müdürü olan daha sonra da Adalet Partisi Dışişleri Bakanlığı yapan İhsan Sabri Çağlayangil Seyid Rıza'nın idamını anılarında şöyle anlatmaktadır;
"Meydan doluşmuşçasına, boşluğa şöyle seslendi: ‘Evladı Kerbalayıh. Bı hatıyıh. Ayıptır, zulümdür, cinayettir’, dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingene'yi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını yaptı." (Anılarım, Sayfa, 51-52)
Ceza İnfaz Kanunu her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de Çingene cellât buldu. Gece 24.00 de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık, mahkemeye götürdük, Çingene de geldi adam başına on lira istedi peki dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarpıştırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Kararlar okununca hâkim ilamda idam lafını kullanmadığı, ölüm cezasına çarptırılmaktan bahsettiği için bunlar verilen hükmü iyi anlamadılar. “İdam Tünne” diye bir velvele koptu. Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı:

- Asacaksınız, dedi ve bana döndü:

- Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?

Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüzyüze geliyorum, bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi.

Son sözünü sorduk.
- Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.
Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben Fındık Hafız asılırken, Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız’ın idamı bitti, Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Hava soğuktu etrafta kimseler yoktu ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti:
- Evladı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir, dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingene’yi itti, ipi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor ama ihtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım.
Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürüne;
- Ben üşüdüm, otele gidiyorum, dedim.
Seyit Rıza ile birlikte idam edilenler:

1. Seyit Rıza oğlu Resik Hüseyin
2. Şexanlı Aşiret Reisi Seyd Huşen
3. Yusufan Aşiretinin Reisi Kamer’in oğlu Fındık
4. Demanan Aşiretinin Reisi Cebrail’in oğlu Hasan
5. Kureyşan Aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan
6. Mirza Ali’nin oğlu Ali
Seyit Rıza’nın 21 Eylül 1937 de İngiltere’ye Yazdığı Mektup (Bu mektubun, Nuri Dersimi tarafından yazıldığını söyleyenler de var):

Dışişleri Bakanlığına 
Yıllardır, Türk Hükumeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp, Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor.
Türk Hükumeti son olarak, hükumetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı.
Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930′da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor.
Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık.
Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor.
Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor.
Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyorum.
En derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım. 
Seyit Rıza
Dersim Başkomutanı

22 yorum:

  1. 74 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları anıldı. Seyit Rıza’nın torunları, “Atalarımızın mezarı nerede?” diye sordu.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) üyeleri, Beyoğlu Tünel’den Taksim Meydanı’na yaptıkları yürüyüş ile 74 yıl önce idam edilen Dersim direnişinin lideri Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı.

    Pirsultan Abdal Kültür Derneği’nin de destek verdiği eyleme Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak da katıldı.

    “Dersim onurdur, onuruna sahip çık”, “Dersim, Zilan, Koçgiri, unutulmaz hiçbiri”, “Dersim faşizme mezar olacak”, “Arşivler açılsın, mezarlar bulunsun, hesap verilsin” şeklinde sloganların atıldığı yürüyüşte Seyit Rıza’nın ünlü sözü “Ben senin hilelerinle başedemedim bu bana dert oldu, ben de senin karşında boyun eğmedim bu da sana dert olsun”un yazılı olduğu fotoğrafı taşındı.

    Taksim Meydanı’nda Seyit Rıza ve arkadaşları için mum yakarak, güller bırakan eylemciler, onların anısına saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından kitle adına açıklayı yapan DEDEF Genel Başkan Özkan Tacar, Seyit Rıza ve arkadaşlarının Ankara’dan gönderilen bir savcının aldığı ısmarlama karar sonucunda yasadışı bir şekilde idam edildiğini hatırlattı.

    Asıldığında Seyit Rıza’nın 75 yaşın üzerinde olduğunu ve yine hileli bir şekilde yaşı küçültülerek idam edildiğini hatırlatan Tacar, “1937 ve 1938, Dersim halkına yönelik baskı ve asimilasyon politikalarının toptan bir imha haline dönüşme tarihidir” dedi.

    YanıtlaSil
  2. ‘İNKAR BUGÜN DE SÜRÜYOR’

    Dersim ve Dersim halkına yönelik yapılan haksızlık, inkar ve kıyımcılık politikalarının günümüzde de devam ettiğini ifade eden Tacar, bunun “Kürt halkının, Alevi toplumunun ve mazlum kesimlerin seslerini duymayan AKP eliyle yapıldığını” söyledi.

    Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanı Tacar, “Dersim katliamından nasıl ki o zaman ki CHP iktidarı sorumluysa, gerçekleri gün yüzüne çıkarmadığınız için bugün de siz en az onlar kadar sorumlusunuz” şeklinde konuşmasını sürdürdü.

    Dersim halkının çığlığının duyulmasını isteyen Tacar, taleplerini şu şekilde sıraladı:

    “-Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın,

    -Dersim ismi idae edilsin,

    -Dersim halkından özür dilensin,

    -Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın,

    -Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük istiyoruz

    -Munzur’daki baraj projeleri iptal edilsin.”

    ‘KEMALİST POLİTİKALAR UYGULANDI’

    Tacar’dan sonra söz alan Dersim Hozat Belediye Başkanı Cevdet Konak, 1925 yılından sonra Dersim’de Kemalist politikaların hayata geçirilmeye başlandığını söyleyerek, 1937 ve 1938 katliamlarının da bu politikaların bir sonucu olarak, asimilasyon amacıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.

    Katliamın planlı ve programlı bir şekilde hayata geçirdiğini ifade eden Konak, halkı teslim almak amacıyla da Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiğine işaret etti. Konak, asimilasyoncu politikalara boyun eğmeceklerini, kimliklerinden, kültürlerinden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    15 Kasım 2011

    YanıtlaSil
  3. 1937’de başlayan Dersim Katliamı’nın en önemli mağdurlarından Seyit Rıza, resmi kaynaklara göre bölgedeki isyanın da en azılı ele başıydı. Tarih kitaplarında Dersim’de devlete karşı isyanları teşvik ettiği ve yönlendirdiği yazıyordu. Ancak Habertürk TV Haber Koordinatörü Abdullah Kılıç’ın ulaştığı belgeler, Seyit Rıza’nın kanı durdurmak çabaladığını hatta Atatürk’e mektup yazarak yalvardığını ortaya koyuyor.

    YanıtlaSil
  4. KANLI DERSİM HAREKATI'NI O MU BAŞLATTI
    Seyit Rıza, bugüne kadar Dersim'deki isyanın sorumlusu gösterildi. Hedef haline getirildi. Daha fazla kan dökülmesinin önüne geçmek için 12 Eylül 1937’de oğlu ve iki adamıyla teslim oldu. 15 Kasım 1937’de ise önce çocukları sonra da kendisi apar topar idam edildi. Hakkında yalan yanlış pek çok şey yazıldı, söylendi. Resmi tarihe göre Seyit Rıza Dersim Başkomutanı’ydı ve binlerce kişinin canına mal olan Dersim harekatının başlamasına neden olmuştu. Peki öyle mi?

    İşte o belgeler!

    RESMİ TARİHİ YALANLIYOR!
    Habertürk TV Haber Koordinatörü Abdullah Kılıç’ın Cumhurbaşkanlığı ve TBMM’nin arşivlerinden ortaya çıkardığı belgeler, resmi tarihi yalanlıyor. 1938’den beri gizli tutulan vesikalar, Seyit Rıza’nın sadece kan dökülmesini önlemek için üstün gayret gösterdiğini kanıtlamakla kalmıyor; yaklaşık 70 yıldır onun ismi etrafında yürütülen ‘psikoljik harp’in de boyutlarını gösteriyor.

    BM'DEN YARDIM İSTEDİ Mİ?
    Arşivlerden çıkan 10’un üzerindeki mektuplardan belki de en önemlisi, Dersim Başkomutanı Seyit Rıza imzasıyla Birleşmiş Milletler'in temelini oluşturan Uluslar Kurumu'na başvurduğu iddia edilen mektupla ilgili. Seyit Rıza, Dersim’in bağımsız olması için BM’den yardım istemekle suçlanıyordu. Ancak bu belge, mektubun Seyit Rıza tarafından yazılmadığını ortaya koyuyor. 18.10.1937 tarihinde İçişleri Bakanı Şükrü Kaya imzasıyla Cumhurbaşkanlığı’na sunulan belgede bu mektubun Seyit Rıza tarafından değil, onun imzası kullanılarak Suriye’den Yusuf isminde biri tarafından yazıldığı belirtiliyor.

    "KAYMAKAM BEY'İN ZULÜM VE HAKSIZLIĞININ ÖNÜNE SET ÇEKİLMESİNİ İSTİRHAM EDERİM"
    Seyit Rıza’nın 14.06.1933 tarihinde Elazığ Valisi’ne gönderdiği ilk mektup şu cümlelerle başlıyordu: “Hürmet ve tanzimle elerinizden öperim. Uğradığımız haksızlığın boyutlarını arz etmeye mecbur kaldım…” Sonraki cümlelerde Seyit Rıza, jandarmanın ve devleti temsil eden memurların Dersim halkına yaptığı zulümleri anlatıyordu. Mektubun ortasına gelindiğinde bugüne kadar söylenegelinen ancak bir türlü belgesi ortaya koyulamayan o meşhur hikayeye kendi ağzından vurgu yapıyordu: “Harbi umumiye de hükümetin verdiği emirleri öpüp başıma koydum. 10 bin kadar milis kuvveti topladım. Halit Paşa kumandasındaki orduya katılarak topraklarımızı Ruslara karşı savundum. Cansiparane bir mücadele ortaya koydum. Komutanların ve paşalarım takdirine mazhar oldum. Bugüne kadar hükümete hizmet etmekten biran geri durmadım. Hakkımızda kaymakam beyin yapmak ve yaptırmak istediği zülüm ve haksızlığın önüne set çekilmesini istirham ederim.”

    YanıtlaSil
  5. SEYİT RIZA'DAN HOZAT KOMUTANI'NA SİTEM DOLU MEKTUP
    09.07.1933 tarihli Seyit Rıza’nın Hozat Jandarma Komutanı’na yazdığı mektubu sitem dolu. Kaymakamın ‘görüşelim’ çağrısı üzerine oğlunu görüşmeye yollayan Seyit Rıza, bu mektupta oğlunun dönüş yolunda haince pusuya düşürülüp öldürülmesinden yakınıyor. Ve işten kendisine görüşme teklifinde bulunan Kaymakamı suçluyor. “Mevsim kış ben de yaşlı olduğum için görüşme davetinize gelemedim ancak oğlumu Kaymakama yolladım. Talebinizi Cumhuriyet hükümetinin emri kabul ettim. Evlat benim değildi sizin evladınızdı. Biz vatan evladı değil miyiz? Oğlumu katledenleri, Kaymakam Bey korudu. Allah merhamet versin! Şimdi kaymakam aşiretleri üzerine sevk ediyor. Benim bir kusurum yoktur, adalet aradığım için haksız mı oldum. Hükümete düşmanlığım yoktur, hükümeti düşman olan haşa Allaha düşman olur.”

    ALPDOĞAN PAŞAYA: KAN DÖKÜLMESİN, SÜRGÜNE RAZIYIM
    1937 yılında Dersim’de bir iç savaşın yaşanmasından endişe eden Seyid Rıza, bir yakınını Alpdoğan Paşa’ya yollayarak kanın durdurulmasını istedi. Dönüşte Sin Köyü’ne misafir olan arabulucu Alpdoğan’ın emriyle Kırgan aşiretinden iki kişi tarafından öldürüldü. İki suikastçi Hozat’a giderek askeri kışlaya sığındı.
    Seyid Rıza da yanına aldığı 100 kişilik silahlı gücüyle Sin Köyü’nü ve bir karakolu bastı, katillerin kendisine teslim edilmesini istedi.
    Bu sırada tekrar Seyit Rıza ile bir takım temaslar kurdu. Seyit Rıza yine kan dökülmesini istemiyordu. 20.5.1937 tarihinde Alpdoğan Paşa’ya şöyle bir mektup yazdı Seyit Rıza: “Kan dursun yeter ki! Beni ve aşiretimi, Erzurum’a yollayın. Ya da hükümet benden şüphe ediyorsa Halep’e gideyim. Veyahut Türkistan’a geri gönderin”.

    CUMHURBAŞKANLIĞI GENEL SEKRETERİ'NİN İMZALARI VAR
    Bu ve buna benzeyen birçok mektup, bugün gün ışığına çıktı. Bir dönemin asi adamının aslında kan dökülmemesi için yoğun uğraş gösterdiği bu mektuplarda görülüyor. Seyit Rıza’nın yürek burkan ve belki de Dersim Harekatı’nın gerçek yüzünü ortaya koyan bu mektupları İçişleri Bakanı Sükrü Kaya’ya ulaşıyor ve o da Atatürk başta olmak üzere üst düzey devlet yetkililerine gönderiyordu. Çünkü mektuplarda hem Şükrü Kaya’nın hem de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’nin imzaları mevcut.
    Ancak bu mektupların hiç biri Dersim’de binlerce kişinin katledildiği harekatı durduramadı. Çok kan döküldüğünü gören Seyid Rıza, birkaç ay sonra “Canına bir zarar gelmeyecek” sözü üzerine teslim olmaya giderken 12 Eylül 1937’de adamlarıyla beraber tutuklandı. Bu olayı Başbakan İsmet İnönü, aynı tarihli yazısında Atatürk’e şu cümlelerle anlatıyordu: Seyit Rıza’nın teslim olması, Cumhuriyet ıslahatının yeni bir safhasıdır. Lutufkar iltifatlarınız bizim için çok kıymetli bir teşviktir.”
    15 Kasım 1937’de de idam edildi. İdamdan önce son dileğini soran cellada oğlumdan önce beni asın” diyecekti. Öyle olmadı; önce oğlu sonra da o asıldı. Ağzından dökülen son cümleler içleri acıtıyordu: "Kerbelanın evladıyız, ayıptır, zulümdür, cinayettir!"

    Kaynak:

    http://www.haberturk.com/gundem/haber/741017-seyit-rizanin-75-yil-sonra-ortaya-cikan-mektuplari-video-galeri

    YanıtlaSil
  6. Seyit Rıza (Seyid Rıza, Pir Sey Rıza)
    Seyit Rıza, Dersim`in Batı Dersim Aşiret Konfederasyonu Şix Hesenu (Hesenan,)aşiretinin Yukarı Abbasan (Avasu ) kolundan, Seyit İbrahim'in çocuğu, Alevi-Zaza (Kırmanc) aşiret lideridir.
    Dersim İsyanı'nın liderlerinden olması sebebi ile kendisinin yaşı küçültülerek, oğlunun ise yaşı büyültülerek birlikte idam edilmiştir.
    Hakkında devletin köylülere dağıttığı toprakları zor kullanarak üstüne geçirdiği, sıcak savaş sonrası Dersim'e hizmete gelen şehir yapılanması uzmanlarına karşı yöre halkını kışkırttığı gibi isnatsız dayanaksız birçok iddiayla suçlanmıştır.
    1937'deki Dersim’de güvenlik güçleriyle yapılan çatışmalardan sonra barış görüşmeleri yapmak üzere dönemin TC.yetkilileri tarafından Erzincan'a çağrılmış, bu görüşmeye giderken 05 Eylül 1937'de 72 kişi ile birlikte tuzağa düşürülüp tutuklanmıştır. 05-13 Eylül 1937'de Elazığ’da askeri mahkemede yargılanarak bölücü terör örgütü kurmak suçundan idam cezasına çarptırılmıştır. 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı'nda infazı gerçekleşmiştir.
    İhsan Sabri Çağlayangil'in anılarında Seyit Rıza'nın idamı şöyle aktarılmıştır:

    Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. "Asacaksınız" dedi ve bana döndü: "Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin?" Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. "Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz" dedi... Seyit Rıza'yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. "Evlâdı Kerbelayığ Bi hatayığ. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir" dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi... Seyit Rıza asılırken ileride oğlunun da sesi geliyordu: “Gençliğime acıyın, öldürmeyin beni!"

    YanıtlaSil
  7. Akıllının dili kalbindedir,
    Ahmağın dili ise ağzındadır.

    Hz. Ali

    YanıtlaSil
  8. Eğer dikkat etmezseniz medya, mazlumlardan nefret etmenize
    ve zalimleri sevmenize sebep olur.

    Malcolm X

    YanıtlaSil
  9. Seyit Rıza İdam Edilmeden Önce Atatürk’le Görüştü

    Gizlenmek istenen tarihi gerçek:
    Mustafa Kemal ve Seyit Rıza görüşmesi

    Dersim Katliamı’nın gündeme gelmesiyle birlikte medya da “Dersim” tartışması başını almış gidiyor. Gerek TV kanallarında gerekse gazetelerde Dersim Katliamı’na geniş yer veriliyor. Birçok köşe yazarı bu konuda yazıp çiziyor. Ancak Dersim konusunda bir iki kitap okumuş veya hiç okumamış kişiler kulaktan dolma yalan yanlış bilgilerle Dersim meselesinde “uzman” olarak karşımıza çıkıyorlar.
    Dersim meselesi tartışılırken bazı çevreler kasıtlı olarak gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Dersim Katliamı’nın baş aktörü olan Mustafa Kemal Atatürk’ün rolünü görmezden geliyorlar. Dahası bu çevreler Mustafa Kemal’in Dersim Katliamı’ndan bihaber olduğunu, “Mustafa Kemal yetişseydi Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamını durduracaktı” yalanını topluma yutturmaya çalışıyorlar.
    Oysa biz biliyoruz ki Dersim Katliamı’nın emrini veren, Dersim Harekâtını bizzat yöneten Mustafa Kemal’in ta kendisidir.
    1934 İskân Kanunu, 1935 Tunç-eli Kanunu ve 4 Mayıs 1937 tarihli Tunceli Tenkil Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı bizzat Mustafa Kemal’in emriyle çıkarılmıştır. Bu karar ve kanunların altında Mustafa Kemal’in imzası vardır.

    YanıtlaSil
  10. 04 Mayıs 1937 günü Dersimin kaderini belirleyen bakanlar kurulu toplantısına Atatürk başkanlık etmiştir. 4 Mayıs’ta alınan bu kararla Dersim Tertelesi başlamıştır.
    Trabzon Atatürk Köşkü’nde bulunan haritanın üzerinde asılan yazıda Atatürk’ün Dersim Harekâtını bizzat yönettiği yazılmaktadır. Harita da Dersim bölgesi işaretlenmiştir. Askeri planlar bizzat M.Kemal tarafından çizilmiştir.
    Sabiha Gökçen’de anılarında Dersim’i bombalama emrini Atatürk’ün verdiğini anlatmaktadır.
    Tüm bunlar bilindiği halde bazı çevrelerin bilinçli olarak Atatürk’ün bu katliamla ilişkisi yoktur demesi bir yalandan ibarettir. “Atatürk hastaydı haberi yoktu, olsaydı izin vermezdi” diyenler gerçeği bilmeyenler ya da görmek istemeyenlerdir.
    Biz, tarihsel gerçekleri çarpıtmaya gizlemeye çalışanlara inat hakikatin gerçeğin peşini bırakmayacağız. O gerçeklerden biri de Mustafa Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesidir.
    Mustafa Kemal, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği gece Elazığ’daydı. Seyit Rıza idam edilmeden önce Mustafa Kemal’le görüştürüldü. Elimizde bu iddiamızı kanıtlayacak deliller ve belgeler var.
    Kanımızca Seyit Rıza, Mustafa Kemal’e yönelik söylediği o meşhur sözünü de Mustafa Kemal ile görüştürüldüğünde söylemiştir.
    Kırmanciya Beleke dergisinde Mayıs 2010 tarihli 4. sayısında konuyla ilgili bir makale çıktı. Makalenin yazarı Kırmanciya Beleke Genel yayın yönetmeni Serhat Halis. Halis, makalesinde Seyit Rıza ile Atatürk’ün görüştüğünü yazmakta. İddiasını verdiği çarpıcı örneklerle ve döneme ilişkin yazılan anılar ve gazetelerde yer alan bilgilerle güçlendirmektedir. Şimdi Kırmanciya Beleke dergisinin Mayıs 2010 tarihli sayısında Serhat Halis’in makalesinden bazı bölümlere göz atalım.

    YanıtlaSil
  11. MUSTAFA KEMAL, SEYİT RIZA’LARIN ASILAMASI İÇİN ÇAĞLAYANGİL’İ BİZZAT GÖREVLENDİRDİ
    M. Kemal 12 Kasım 1937 günü Ankara’dan özel beyaz treni ile “Doğu Gezisi” ne başlar. İlk durağı Sivas’tır. 13 Kasım’da Sivas’ta bulunan M. Kemal, 14 Kasım’da Malatya’ya geçer. Malatya’da gerçekleştirdiği ziyaretlerin akabinde Saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıkar. M. Kemal’in resmi olarak Malatya’dan sonra yol üstündeki Elazığ’a değil de, önce Diyarbakır’a geçmesi ve ters bir şekilde Diyarbakır’dan sonra Elazığ’a uğramasının sebebi, Sey Rıza’ların idamlarının yarattığı etki geçtikten sonra Elazığ’da olmak istemesinden başka bir şey değildir. Bakın bu konuyu Çağlayangil kitabının belirli bölümlerinde birkaç defa nasıl ifade etmiş;“Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki ‘Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim harekatı bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim.’” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 49, Yılmaz Yn), “Oysa biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.” (age. s. 50)
    “Fakat biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz diye, Atatürk bir gün sonra Elazığ’a geldi.” (age. s. 52)

    YanıtlaSil
  12. Çağlayangil’in açıklamalarından aslında M, Kemal’in Malatya’dan Elazığ’a oradan Diyarbakır’a geçmesi planlanırken idamların gerçekleştirilmemiş olması ihtimali üzerine plan değiştirilerek önce Diyarbakır’a sonra Elazığ’a gidildiği sonucu çıkarılabilir fakat bu söylenen de yalandır çünkü M. Kemal zaten 14 Kasım gecesi Elazığ’dadır. Sadece bu durumu gizlemek amacıyla önce Diyarbakır’a gidip ardından Elazığ’a geldiğinin bilinmesini istemektedir. Yukarıdaki alıntılarda ortaya çıkan bir başka mesele daha var ki, Çağlayangil’in maniple etme yeteneğinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. İlk alıntısında altı bin beyaz donlunun Sey Rıza’nın idamını engellemek için Elazığ’da toplandığının belirtilmesi çok büyük bir yalandır. O dönem doğu bölgesinden Sey Rıza’nın idamını engellemek için toplanacak tek kesim Dersimlilerdir. Fakat 1937 yılının Kasım ayında o sayıda Dersimlinin Elazığ’da toplanabilmesi Dersim’deki işgal ve katliam koşulları sebebiyle imkânsızdır. O zaman Çağlayangil neden 6 bin beyaz donludan bahsetmektedir?
    M. Kemal, idam edilmeden önce Sey Rıza’yı görmek istemektedir zira M. Kemal’e sunulan raporlarda ve Dersim’deki algılanışı itibariyle Sey Rıza, efsanevi bir lider olarak M Kemal’in karşısına hep çıkmıştır. O dönem Sey Rıza hakkında karalama içerikli haberlerin sürekli gazetelerin manşeti yapılması da Sey Rıza’nın devlet tarafından ne kadar önemsendiğinin veya ondan ne kadar korkulduğunun nişanesidir. Halk anlatımlarında, Sey Rıza’nın Erzincan’a M. Kemal ile görüştürüleceği teminatı üzerine gittiği ve ele geçirildikten sonra da Sey Rıza’nın devlet yetkililerine M. Kemal’le görüşmek istediğini sürekli belirttiği görülmektedir. “Ben senin hile ve yalanlarınla baş edemedim bu bana dert oldu, ben de senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” sözünü işte esir olduğu bu dönemde görüştüğü devlet yetkilileriyle M. Kemal’e ilettiği söylenmektedir. Bütün bunlar M. Kemal’in Sey Rıza’yı idam edilmeden önce görmek istemesine sebep olan etmenlerdir.
    Bu görüşmenin gerçekleşmesi ve gizli kalmasını sağlamak için de her türlü yöntem ve karartma uygulanmıştır. En başta, görüşmenin gizlenebilmesi için gece yapılması gerekmektedir. Görüşme yapıldıktan sonra da Sey Rıza’nın görüşmeyi kimseye anlatmadan idam edilmesi şarttır. O nedenle idamların gece yarısı yapılması için hukuk dışı her türlü yöntem uygulanmış ve netice alınmıştır. M. Kemal’in Sey Rıza ile görüştürülmesi çabasına kılıf uydurmak için de Çağlayangil’in yalanları devreye girmiş ve 6 bin beyaz donlunun M. Kemal’in karşısına çıkmasını engellemek için gece yarısı idamları gerçekleştirdiklerini aymazca anlatmıştır.

    YanıtlaSil
  13. Oysa M. Kemal’in Ankara’dan “Doğu Gezisi”ne çıktığı gün yani 12 Kasım 1937 tarihli Tan gazetesinde çıkan haberde “Seyit Rıza İle Suç Ortaklarının Kararı Pazartesiye Okunacak” başlığı atılmıştır. Bu da idamların, M. Kemal “Doğu Gezisi”ne çıkmadan önce hangi gün yapılacağının bilindiğini gösteriyor. 12 Kasım Cuma gününden önce kararın biliniyor olmasına rağmen neden 12 Kasımdan önce infazlar gerçekleştirilmemiştir de tam M. Kemal’in Elazığ’da olduğu gece uygulanmıştır? Sey Rıza’nın Eylül başında tutuklandığını göz önünde bulunduracak olursak ve yine o dönem şartlarında istedikleri her hangi bir gün idamları gerçekleştirebilme yetkileri ellerinde olmasına karşın M. Kemal’in “Doğu Gezisi” ile aynı döneme denk getirilmesi tesadüf değildir. Hem gezi hem de idamların tarihi belirli bir plan çerçevesinde hazırlanmış ve ona göre de uygulanmıştır.
    Çağlayangil, M. Kemal’i hukuk dışı gerçekleştirilen idam olayından haberdar değilmiş gibi göstermek için de çaba sarf etmiştir. O sebepten, M. Kemal’i halka karşı vicdanlı bir devlet adamı gibi yansıtma uğraşısı ağır basıyor. “M. Kemal idamlardan önce gelseydi, idamlara engel olurdu” gibi bir sonuç oluşturmaya çalışıyor ama yukarda en son yapmış olduğumuz alıntıdan da anlaşıldığı gibi yine kendisi M. Kemal’in bu durumdan haberdar olup, Sey Rıza’ların idamı için görevlendirilenlerin idamları gerçekleştirememe ihtimali nedeniyle Elazığ’a bir gün sonra gittiğini söylüyor. Yakayı bariz bir biçimde ele veriyor. M. Kemal’i aklamak ve M. Kemal ile Sey Rıza görüşmesinin üzerini örtmek için 6 bin insanın Elazığ’da toplandığı gibi uçuk bir yalanı ortaya atıyor.

    YanıtlaSil
  14. MUSTAFA KEMAL 14 KASIM 1937 GECESİ ELAZIĞ’DAYDI
    M. Kemal’in “Doğu Gezisi” kapsamında Elazığ’a geliş tarihi 17 Kasım 1937 Çarşamba olarak bilinmektedir. Oysa M. Kemal o tarihten önce yani Malatya’dan ayrıldıktan sonra 14 Kasım Pazar günü de Elazığ’dadır. Elazığ il merkezine girmez fakat 14 Kasım gecesi merkeze yarım saat uzaklıktaki Yolçatı’da kalır. (M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Yoçatı’da mı yoksa Elazığ Merkezde mi geçirdiğini net olarak söylemek mümkün değil ancak o geceyi ikisinden birinde geçirdiği muhakkak). Dönemin yerel gazetelerine de yansıyan bu durum genel olarak çok belirgin bir şekilde haber yapılmaz, yapılanlarda da aynı gün M. Kemal’in Diyarbakır’a gittiği yazılmaktadır. M. Kemal’in Elazığ’a gelişini konu edinen bir kitapta da M. Kemal’in 14 Kasım’da Elazığ’da bulunduğuna dair bilgiler şu şekilde yer edinmiştir; “… Atatürk, Anadolu Gezisi ile 14 Kasım 1937’de trenle Elazığ’ın Yolçatı İstasyonuna gelir.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27, MT Yn.)

    14 Kasım saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a geçmek için yola çıkan M. Kemal, Diyarbakır’a 15 Kasım 1937 Pazartesi günü varmıştır. Demek ki 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirmiştir. Her ne kadar tarihi kaynaklar ve dönemin gazeteleri bu durumu açık bir biçimde yazmasalar da, M. Kemal’in güzergâhı ve gezi tarihleri dikkatlice takip edildiğinde 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiği görülecektir. Şöyle ki, M. Kemal’in aynı gün (14 Kasım) Diyarbakır’a ulaştığını iddia eden kaynaklar, onun Yolçatı’dan sonra Sivrice’ye oradan da Maden’e gittiğini bildirirler. “Atatürk 14 Kasım 1937’de Elazığ’ın Yolçatı İstasyonu’na gelir. Burada Elazığ’ın protokolü ve eşraftan kimseler tarafından coşkuyla karşılanır. Buradan Elazığ’a girmeden Sivrice ve Maden ilçelerinden geçerek Diyarbakır’a gider.” (Mehmet Topal,Atatürk Elazığ’da, s. 6, MT Yn.)
    Yine dönemin yerel gazetesi Uluova’da haber şu şekilde çıkmıştır; “14 Kasım 1937 günü Yolçatı’na gelen ve büyük bir törenle karşılanan Atatürk ile beraberindekiler o gün Elazığ’a geçmeden Diyarbakır’a gittiler. Diyarbakır’a giderken, Elazığ’ın Sivrice ilçesinde bulunan Gölcük gölünü gördüğünde beyaz treni göl kenarında durduran Atatürk, bu güzellik karşısında duygularını ‘Dünyanın en güzel memleketi Türkiye’dir’ diyerek dile getirdi.” (Ülker Ardıçoğlu, 17 Kasım 1937,Uluova gazetesi, Sayı: 13733)

    YanıtlaSil
  15. Aynı gün Diyarbakır’a gitmiş olması durumunda M. Kemal’in tarih yaprakları yine 14 Kasım’ı gösterdiğinde Diyarbakır’da bulunması gerekirken, 15 Kasım günü Maden’de ve Diyarbakır’da olduğunu dönemin gazetesi Ulus arşivlerinden bulmak mümkündür. 16 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesinin manşeti şöyledir; “Atatürk dün akşam Diyarbakır’a şeref verdiler”.
    Ayrıca M. Kemal’in 14 Kasım’da Malatya’dan Elazığ Yolçatı’ya oradan da hiç durmadan aynı gün içerisinde sırasıyla Sivrice, Maden ve Diyarbakır’a gittiğini söyleyenlerin bir çelişkisi daha mevcut. Zira M. Kemal Malatya’dan 14 Kasım Pazar günü saat 14.00’da ayrılmıştır ve Yolçatı’ya gittikten sonra hemen Sivrice’ye gitmiş olduğunu kabul ettiğimizde en erken akşam saatlerinde Sivrice Gölü’nün kenarından geçmesi gerekirdi. Oysa bakın M. Kemal’in Sivrice gölü yakınından geçerken, trenden inerek gölü izleme olayını Kemal Zeki Gençosman nasıl aktarıyor; “… Rahmetli Atatürk Diyarbakır’a gidiyordu. Demiryolu gölün kıyısından geçer. Sabah serinliği idi. Hususi trenini durdurdu. Gölün kıyısına indi… …O sabah saatinde Atatürk’ün bu güzel su kenarında çocuklar gibi şen yüzünü…” (Kemal Zeki Gençosman, “Hazar Gölü Adını Atatürk Koydu” Dünkü, Bugünkü, Yarınki ELAZIĞ Dergisi, 1974 Özel sayısı, s.20)
    M. Kemal’in bu alıntıdan da anlaşacağı gibi Sivrice’ye 15 Kasım sabah erken saatlerde gittiğini anlıyoruz. Zaten Ulus gazetesinin 16 Kasım 1937 tarihli sayısında “Atatürk öğle yemeklerini (…) Gölcükte yemişler ve trenlerinden inerek göl etrafında iki saat kadar devam eden tetkiklerde bulunmuşlar, alâkadarlara bazı emirler vermişlerdir. Atatürk’ün trenleri saat 14.10’da Maden’e varmıştır.” haberi yayınlandığı için tereddüde yer kalmadan M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiğini söyleyebiliriz.
    Burada değinmeden geçemeyeceğimiz bir husus daha var. M. Kemal, 14 Kasım 1937 gecesini Elazığ’da geçirdiğinin bilinmesinin önüne geçmek uğruna her türlü yöntemi denemiştir. Bunu gizlemek için de en başta o dönem çevresinde bulunanların, yaptıklarına tanıklık edenlerin, gördüklerini ve yaşadıklarını gizlemeleri için gerekli uyarıları yapmasıdır. Bunu nereden mi çıkarıyoruz? Öncelikle İhsan Sabri Çağlayangil’in ortaya koyduğumuz çelişkili ve yalan beyanatlarından çıkarıyoruz. M. Kemal’den olayların gizlenmesi yönünde emir alan Çağlayangil, bu emrin yerine getirilebilmesi için tarihleri değiştirmede veya hayal ürünü kalabalıklar toplamada bir sakınca görmüyor.

    YanıtlaSil
  16. Manipülasyon konusunda emir alan tek kişi Çağlayangil değil elbette, şimdi de Doğu Gezisinde M. Kemal’in özel treninin makinistliğini yapan Mehmet Saygaç’ın gerçeklikle uyuşmayan açıklamalarına kulak verelim; “Trenle Malatya’da iken, benden 6 saat içinde Diyarbakır’da olmam istendi. ‘Olmaz’ dedim. ‘Atatürk’ün emri’ dediler. ‘İmkânsız’ dedim. Çünkü bu hatta buharlı trenle saatte 30 kilometre hızla ancak gidebiliyorsunuz. (…) Atatürk’ün istediği gibi 6 saat içerisinde Diyarbakır’a kavuştuk. Atatürk beni yanına çağırdı ve sordu: ‘Madem gidebilirdin neden olmaz dedin?’ ‘Paşam bu devlet malı, hızlı gitsek devrilebilirdik. Ama siz emrettiniz ben de geldim.’ Bunun üzerinde bana Atatürk’ün talimatlarıyla 5 maaş ikramiye verildi.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27,28, MT Yn.)
    Yukarda vermiş olduğumuz dönem gazetelerinden alınan haberler, M. Kemal’in 15 Kasım’da Diyarbakır’da olduğunu tartışmaya mahal bırakmayacak bir biçimde ortaya koymasına rağmen Saygaç’ın 6 saatte Diyarbakır’a gittiklerini anlatmasının hangi amaçla yapıldığını ve Atatürk’ün ona neden 5 maaş ikramiye verdirtmiş olabileceğini okuyucularımızın yorumuna bırakıyoruz.
    M. Kemal 14 Kasım Pazar günü Elazığ’da kalmadan Diyarbakır’a geçebilecekken, Sey Rıza’yı idamdan önce görmek için o geceyi Elazığ’da geçiriyor ve yukarda bahsettiğimiz gibi idamların Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece yapılmasını istiyor.

    YanıtlaSil
  17. SEYİT RIZA İDAM EDİLMEDEN ÖNCE MUSTAFA KEMAL’LE GÖRÜŞTÜRÜLDÜ
    Artık M. Kemal’in 14 Kasım 1937 gecesinin üzerine bu kadar titremesinin ve o gece yaşananları gizlemek istemesinin nedenini tartışabiliriz. Sey Rıza’ların idam tarihi 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yapılmıştır. O geceyi Çağlayangil’in anlatımıyla dinleyelim;
    “Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. (…) Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. (…) Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. (…) Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu.” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 51, 52 Yılmaz Yn)
    Yaptığımız araştırmalar neticesinde o dönemki mahkeme salonu, jandarma karakolu ve idamların gerçekleştirildiği Buğday Meydanı’nın hemen yan yana olduğunu tespit ettik. Eski jandarma karakolu ile mahkeme salonunun yerinde şimdi Belediye Çarşısı ile Ticaret ve Sanayi odası bulunmaktadır. İdamların gerçekleştirildiği meydanla mahkeme salonu arasında ise şu an Saray Camii vardır ve 1937 yılında mahkeme salonuyla idamların yapıldığı meydan arasında on adım bile yoktur.
    Çağlayangil, alıntıda görüldüğü gibi Sey Rıza’yı mahkeme çıkışı otomobile bindirdiklerini ve o şekilde meydana götürdüklerini söylemektedir. Mesafenin on adımdan az olduğu bir yer için Sey Rıza’nın diğerlerinden ayrılarak otomobile bindirilmiş olması, meydandan önce başka bir yere gidildiğinin göstergesidir. Üstüne özel arabayla götürülüyor olmasına rağmen Sey Rıza 7 kişi içerisinde en son idam edilen kişidir. Bu durumda Çağlayangil’in anılarında belli bir zamanı anlatmadığı açıkça ortaya çıkmış oluyor.
    Tarih 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gecedir ve tesadüfe bakın ki o gece M. Kemal de Elazığ’dadır. Otomobile binilecek bir mesafe olmamasına rağmen Sey Rıza’nın otomobile bindirilmesi ve bu sebepten ilk idam edilecek olanın Sey Rıza olması gerekirken son idam edilen olması sebebiyle arada en az bir saatlik zaman diliminin Çağlayangil tarafından anlatılmadığı açıktır. Peki, bu zaman zarfında Sey Rıza nereye götürülmüş olabilir?

    YanıtlaSil
  18. Ebedi Şef M. Kemal o gece Elazğ’da. Sey Rıza’nın bir an önce idam edilmesini isteyecek kadar onu önemseyen M. Kemal’in, o gece Sey Rıza’yı görmek istediğini söylemiştik.
    Sey Rıza o gece meydana getirilmeden önce M. Kemal’in yanına götürülmüş ve onunla görüştürülmüştür. Otomobil Sey Rıza’yı aldıktan sonra istikamet ya Yolçatı’dır veya M. Kemal o gece Elazığ Merkez Tren İstasyonu’nda, özel trenini kör makasa çekerek Sey Rıza’nın getirilmesini beklemektedir. Bu ihtimal doğrultusunda otomobilin istikameti Elazığ Merkez Tren İstasyonu’dur.
    Görüşmede neler yaşandığı, hangi diyalogların geçtiği konusunda elimizde her hangi bir bilgi yok fakat görüşmede Sey Rıza’nın M. Kemal’e karşı net bir duruş sergilemiş olduğunu söyleyebiliriz. Zira o gece M. Kemal’in, Sey Rıza’dan affedilmesine yönelik aman dilemesini beklemiş olma ihtimali yüksektir. Böyle bir davranış yerine tam tersi bir tavırla karşılaşılması nedeniyle o gece özellikle gizlenmiş, diyaloglarının içeriğinin bilinmesi büyük bir ehemmiyetle engellenmiştir. Eğer Sey Rıza o gece affedilmeyi istemiş olsaydı, o görüşme gizlenmeyecek, gazetelerin manşetinde yer alacak hem Sey Rıza şahsında Dersim mağlup edilecek hem de M. Kemal bir zafer daha kazanmış olacaktı. Üstelik böyle bir haber, M. Kemal’in vicdanlı bir lider olduğunun en büyük göstergesi olarak bizlere sunulacaktı. Dönemin MİT arşivleri ve Genelkurmay arşivleri açıklandığı takdirde o gece Elazığ’da olan bu görüşmenin bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkacağını düşünüyoruz.
    Dersim tarihiyle ilgilenen tarihçi ve aydınların kulağına kar suyu kaçırmaya çalıştığımız bu yazının konusunun önemi ve etkisi nedeniyle sadece dergimizin ortaya çıkarmaya çalışacağı bir mesele olmadığı aşikârdır. O sebeple elinde o geceye ilişkin belge, arşiv, fotoğraf vb. kaynak bulunan bütün çevrelerin bu verileri herkesle paylaşmaları gerektiğine inanıyoruz.” (Kırmanciya Beleke Dergisi S.4, Mayıs 2010, Serhat Halis, )

    YanıtlaSil
  19. ÇAĞLAYANGİL’İN RÖPORTAJINDA NELER VAR KILIÇDAROĞLU AÇIKLAMALI

    Yukarıda Serhat Halis’in makalesinden alıntıladığımız bölümde Mustafa Kemal’in Seyit Rıza ile görüştüğü iddiasını doğrulamaktadır. İhsan Sabri Çağlayangil’in ses kaydını 2008 yılında ilk kez Dersimnews.com’da yayınlamıştık. Bakınız linki:http://www.youtube.com/dersimnews#p/u/3/Oj5ylJLpvDE
    O görüşmede Çağlayangil Dersim Katliamı’na ilişkin itiraflarda bulunmaktadır. Dersim’de insanları nasıl zehirli gazla öldürdüklerini anlatmaktadır. Dersimnews.com’da yayınladıktan sonra bir çok gazete, tv, ve internet sitesi o ses kaydını alıp yayınlamıştı.
    İhsan Sabri Çağlayangil ile o röportajı yapan kim? Bugün CHP Genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. O görüşme 1986 yılında Bursa’da İhsan Sabri Çağlayangil’in evinde yapılmıştır. O röportajın sadece bir bölümü yayınlandı. Görüşmenin diğer bölümlerinde neler konuşulduğunu sadece Kemal Kılıçdaroğlu bilmektedir. Tahminimce İhsan Sabri Çağlayangil, röportajında Dersim’e ilişkin her şeyi itiraf etmiştir. Muhtemelen M. Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesini de anlatmıştır. Çünkü Çağlayangil artık yaşlıdır ve ölüme yakındır bu nedenle gerçekleri söylememesi için korkacağı bir durumda yoktur. Eğer Kılıçdaroğlu bu görüşmenin ses kaydının tamamını yayınlarsa neler konuşulduğunu herkes bilecektir.
    Buradan iddia ediyoruz ki Sn. Kemal Kılıçdaroğlu o görüşmenin ses kaydını eksiksiz yayınlarsa Dersim Katliamı’na ilişkin karanlıkta kalan tüm gerçekler ortaya çıkacaktır.
    Kaynak
    Dersimnews.com

    YanıtlaSil
  20. Yönetimin bir suçlu veya hırsız tarafından garanti altına alındığı bir cumhuriyette, onurlu insanların öldürülmesi veya hapsedilmesi olağandır.

    Fidel Castro

    YanıtlaSil
  21. Celladına gülümseyen Seyit Rıza

    “kafatasım duvar değil beynime
    düşünürüm ilmik geçse de boynuma” (1)

    Bu ülkede çeşitli toplum kesimleri öyle tarihi bir kronoloji ile yaşıyorlar ki, nerdeyse bütün yılın günleri çeşitli acıların, katliamların ve zulmün yaşandığı günler.. Ve nerdeyse yılın çoğu gününde değişik bir anma yapmak zorundayız. Hergün adeta farklı bir acının, farklı bir katliamın yıldönümüdür..

    İşte o tarihlerden biri de 15 Kasımdır. Bu tarihte Dersimli Seyit Rıza ve 6 yoldaşını (2), yani Dersim’in inanç ve kanaat önderlerini anacağız. Dersimde binlerce yaşlı, çoluk çocuk, kadın Kürt, Kızılbaş Alevi’nin katledilmesini yetersiz bulan devlet güçleri 5 Kasım 1937’de Dersim coğrafyasının önderlerinden olan Seyit Rıza ve arkadaşlarını hukuk dışı, insanlık dışı ve anti-demokratik bir yargılamanın ardından Elazığ Buğday Meydanında idam ettiler

    Egemenler muhalif toplumsal dinamiklerden korkuyorlar ve kendileri dışındaki tüm kişi ve kesimleri yok etmek için her türlü hukukdışı, insanlık dışı uygulamadan vazgeçmiyorlar. Seyit Rıza’nın yaşını 78 den 54’e, küçük oğlu Reşık Hüseyin’in yaşını da 17’den 21’e yükselttikten sonra idam ettiler. Egemenlerin temsilcilerinin korkuları o kadar büyüktü ki, o tarihte Seyit Rıza’nın yaşını küçültenler, daha sonra 1980 12 Eylül faşist darbesi sürecinde henüz 16 yaşında olan Erdal Eren’in yaşını bir gece yarısı büyüttüler ve idam ettiler. Yani 1938 deki korkak katiller sürüsü ile 1980’deki korkak katiller aynı zihniyetin temsilcileridir.

    Onlar o kadar korkak ve kalleştirler ki, buna karşılık Seyit Rıza ve yoldaşları da tam tersine yiğit ve mağrurdular. Celladına gülümseyen bir önder olan Seyit Rıza, Elazığ Buğday Meydanı insanlarla doluymuşcasına sessizliğe ve boşluğa doğru“Ewladi Kerbelayme, be gunayime, ayvo, zulumo, cinayeto” (3) sözlerini haykırdıktan sonra çingeneyi iterek, heybetli ve mağrur bir şekilde sehpaya yürümüş ve egemenleri bir kez daha tir tir titretmiştir..

    O kadar ikiyüzlüdürler ki, Seyit Rıza’nın ve yoldaşlarının mezar yerlerini aradan geçen 73 yıldan sonra bile ailesinden, sevenlerinden gizleyen bu karanlık zihniyetin temsilcileri, sahte açılımlar peşinde koşan AKP hükümeti, hatta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Dersim’de sahte gülücükler atarak Cemevini ziyaret ediyor. Ama diğer yandan aynı gerici-şeriatçı zihniyetin temsilcisi AKP hükümeti, Munzur Milli Parkı ve Dersim’in sonu anlamına gelen “barajlar projesini” israrla sürdürme kararlılığını gösteriyor.

    Barajlar projesi Dersim coğrafyasında hem ekolojik dengenin tehdit edilmesi, hem doğal güzelliklerin ve bazı hayvan türlerinin tükenmesi, bitki örtüsünün tahrip olmasına sebep olacak olup, hem de Dersim coğrafyasındaki bir çok kutsal yerin sular altında bırakılması demektir. Bu proje Munzur ırmağı kenarındaki Anafatma gibi Alevi adak yerlerinin sular altında bırakılması demektir. Bu proje Dersim şehir merkezinde Munzur ile Pülümür suyunun birleştiği noktada yer alan Gole Çetu Ziyaretinin (Hızır’ın Evi) baraj suları altında kalması demektir.

    Bu proje her şeyden önce Munzur’un ve Dersim’in insansızlaştırılması projesi demektir. Ve o Munzur ki, Dersim’in kirvesidir. Kirvelik ise Alevi inanç ve ritüellerine göre kutsaldır. Kirvelik ikrârdır. Yok etmek istedikleri bir bakıma da bu ikrardır. Alevilik – Kızılbaşlık inancıdır.

    Devamı var.

    YanıtlaSil
  22. Ama herkes bilmelidir ki, yüzlerce yıldan beri yok edemedikleri bu inancın sahipleri hiçbir şekilde onların önünde diz çökmeyecektir. Bu baskılar, imha politikaları, katliamlar aslında onların korkularından kaynaklanmaktadır. Aynen “Ben sizin yalanlarınızla hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünde diz çökmedim bu da size dert olsun” diyen Seyit Rıza’nın sözlerinde olduğu gibi asla başarılı olamayacaklardır.

    “Enel Hak” dediği için derisi yüzülen, vücudu paramparça edilip, kafası koparılan, sonra da Bağdat sokaklarında teşhir edilen Hallac-ı Mansura yaptıkları aynı korkunun ürünüdür. Seyit Nesimi’nin “Sen şeriat uğruna bir parmağını bile kesmezsin. Hâlbuki görüyorsun ki, biz inancımız yolunda kendi kanımızla yıkanıyoruz” sözleri, katillerin korkularının nasıl yüzlerce yıldan sonra bile aynı şekilde devam ettiğinin bir başka örneğidir.

    Onları korkutan Şeyh Bedrettin’in yeryüzünde eşitliği sağlama ütopyasının anlamı sayılan :

    “yarin yanağından gayri her şeyde

    her yerde

    hep beraber diyebilmek için” sözleridir.

    Onları korkutan Anadolu coğrafyasının kızıl gülü Pir Sultan Abdal’ın idam sehpasına yürürken:

    “Yürü bire Hızır Paşa

    Senin de çarkın kırılır

    Güvendiğin padişahın

    O da bir gün devrilir”

    Ben Musa’yım sen Firavun

    İkrarsız Şeytan-ı lain

    Üçüncü ölmem bu hain

    Pir Sultan ölür, dirilir” sözleridir.

    Onları korkutan, Alişer ile sevdalısı Zarife’nin özgürlüğe giden mücadelede ölümü birlikte göze alan yoldaşlık aşklarıdır.

    Onları korkutan, Seyit Rıza ve Alişer’in karşısına mertçe çıkmayıp kalleşçe öldürülmelerinde piyon olarak Reyber gibi, Zeynel gibi ihanetçi işbirlikçileri kullanmalarıdır.

    Onları korkutan Deniz, Yusuf, Hüseyin’in idam sehpasına yürüyüşü, Mahir’in Kızıldere’deki teslim olmayan haykırışı ve Mazlum Doğan’ın kararlılığıdır.

    Onları korkutan İbrahim Kaypakkaya’nın “ser verip sır vermeme geleneğinin önderi” olduğu Diyarbakır işkencehanelerinde cellatlarını yargıladığı destansı direnişidir.

    Bugüne kadar hangi baskı, imha, inkar, katliam yöntemleriyle gelirlerse gelsinler, yanlarına birkaç satılık işbirlikçi hain alırlarsa alsınlar, önderlerimizin mezar yerlerini de saklasalar, inancımıza, kültürümüze, tarihimize ve doğamıza hangi yöntemlerle saldırırlarsa saldırsınlar Koçgiri’nin yiğit evladı Alişer’in şu şiirinde anlatıldığı gibi :

    “Nice padişahlar geldi cihana

    Bunu almak için düştü gümana

    Her biri bir çeşit attı gümana

    Kesilmedi kolu kılı Dersim’in



    Aslanlar yurdudur tilkiler girmez

    Gerçekler sırrıdır akıllar ermez

    Kürtler’in gülüdür kafirler dermez

    Onlara bağlıdır yolu Dersim’in” asla başarılı olamayacaklardır.

    Çünkü Kızılbaşlar, Aleviler, devrimciler – sosyalistler, yani özgürlük sevdalıları binlerce yıldan bu yana şimdiye kadar nasıl boyunlarını darağaçlarına, kılıçlara, yangınlara, kıyımlara, sürgünlere karşı korkmadan kahramanca uzattılar ve insanlığın yüreğinde kana karıştılar, can oldular… Bundan sonra da aynı inançla güzel yarınlar mücadelesine devam edeceklerdir. Aynen şairin dediği gibi :

    “bitmedi daha sürüyor o kavga

    ve

    sürecek

    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!



    (1) Hüseyin Akar’dan

    (2) Resik Hüseyin (Seyit Rıza’nın oğlu),

    Seyd Wuşên (Seyit Hüseyin, Kureyşan-Sêxan Aşireti Reisi),

    Fındık Ağa (Yusufan (Wusuvu) aşireti Reisi Kam(b)er Ağa’nın oğlu),

    Hasan Ağa Demenan (Demenu) aşireti Reisi Cebrail Ağa’nın oğlu)

    Hasan (Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan),

    Ali Ağa (Mirza Ali oğlu Ali Ağa)

    (2) Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir

    Erdal YILDIRIM

    YanıtlaSil

Yorum yapmak ve siteye üye olmak isteyenler, Gmail hesabı ile siteye üye olabilir, Sitede yorum bölümünde, “yorumlama biçimi” yazan butondan “Google hesabı” yazanı seçerek yorumunuzu yazabilirsiniz.